Kitle iletişim araçları, ilk örneklerinden bu yana, dinin tebliğ edilmesi için bir araç olarak görülüyor. Dini kurumlar, din adamları, dindar bireyler veya topluluklar medyanın geniş kitlelere ulaşma gücünden istifade ederek insanlara dini konularda bilgi vermeye gayret ediyor. Ancak uzun zamandan beri üzerinde fikir birliği sağlamayan konulardan biri medyanın tebliğ için uygun bir zemin olup olmaması. 
 
Medyanın yapısında belirleyici olan ekonomi-politik unsurlar, tebliğe ne kadar imkan sağlar? Teolojik tartışmaların medyada sunulması insanları nasıl etkileyebilir? Geleneksel medya ile birlikte yeni medya, “tebliğ” kavramı etrafından nasıl yere sahip olabilir?
 
Bu soruların yanıtını Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Ahmet Özdemir'den aldık. 
 
"Hayatın her alanını kuşatan medyanın, dinin insanlara ulaştırılması için kullanılması kaçınılmazdır"
 
İslamvemedya.com: Medyanın dini tebliğ için kullanılması, ilk kitle iletişim araçların ortaya çıktığı günden beri gündemde. Sizce medya, dini tebliğ için uygun bir araç mıdır?
 
Ahmet Özdemir: İslam dininin tebliğ edilmesi bir amaçtır. Bu amaca ulaştıracak araçlar, yaşanılan çağa ve bölgeye göre değişiklik gösterecektir. Asrımızda, hayatın her alanını çepeçevre kuşatan medyanın, dinin insanlara ulaştırılması ve bilmediklerinin öğretilmesi amacıyla kullanılması kaçınılmazdır. Çünkü iletişim araçları ve medya, insanların düşüncelerini etkilemenin yanında olaylara bakış açılarını da şekillendirmektedir.
 
İslamvemedya.com: Yani, siz dini değerlerin insanlara sunulmasında kitle iletişim araçlarının uygun bir zemin olduğunu düşünüyorsunuz? 
 
Ahmet Özdemir: Bugün toplumumuzun, batı medeniyetine ait birçok unsuru benimseyip hayatının bir parçası yapması medya aracılığı ile olmuştur. Aynı durum İslamî değerlerinin öğretilmesinde de kullanılabilir. Halkın sevdiği bir dizi/sinema kahramanının abdest alıp camiye gittiğini gösteren bir sahne, namazın kılınması gerektiği hususunda belki sayfalarca bilgiden daha çok etkili olabilecektir.
 
"Medyanın dinin tebliği için kullanılmasında çelişkiler de görülmektedir"
 
İslamvemedya.com: Malumunuz medya ekonomik, siyasi, kültürel vb. etkenlerle içerik üretiyor. Bu durum, medyanın tebliğe imkanını sınırlamıyor mu?
 
Ahmet Özdemir: Medyanın dinin tebliği amacıyla kullanılmasında, bir takım problem ve çelişkilerin yaşandığı da gözlenmektedir. Alkolün zararlarının, kumarın haram olduğunun, müstehcenliğin yasak olduğunun anlatıldığı bir dinî programın ardından, bütün bu olumsuzlukları, hayatın olmazsa olmaz bir unsuru imiş gibi gösteren bir sinemanın ya da dizinin yayınlanması başlı başına bir çelişki doğurmaktadır.
 
"Gösteri karakteri baskın yayınlar revaçta bulunuyor"
 
İslamvemedya.com: Diğer taraftan medyada dinin tebliği, beraberinde popüler anlatımı da beraberinde getiriyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz? 
 
Ahmet Özdemir: Medyanın önceliği izleyici kitlesini artırmaktır. Bu durum dinî programların niteliği üzerinde doğrudan etkide bulunmaktadır. İlmî kalitesi yüksek yayınlar yerine, halkın duygularına hitabeden, show ve gösteri karakteri baskın yayınlar revaç bulmaktadır. Bize göre, popüler kültürün ürünleri olan bu yayınlar saman alevi gibi parlayacak ve kısa süre sonra ise sönecektir.   
 
"Medyadaki dini bilgilere karşı bilinçli olmak gerek"
 
İslamvemedya.com: Dini konular, zaman zaman televizyon programlarında bir tartışmaya konu oluyor. Böyle olduğunda da insanların zihinlerinde farklı farklı algılar oluşuyor. Medya tüketicileri böyle bir durumda ne yapmalı sizce? 
 
Ahmet Özdemir: İletişim çağını yaşadığımız bir gerçektir. Yüzlerce televizyon kanalı, binlerce internet sitesi ve diğer iletişim araçları ile, birçok çeşit dinî bilginin sunulduğu görülmektedir. Bu yayınlar herhangi bir denetime tabî olmamaktadır. İctihad farklılığına dayalı farklı yorumlara İslamiyet izin vermektedir. Ancak izlediğimiz kadarıyla din adına bazen öyle izahlarda bulunulmaktadır ki, mutlaka tashih edilmesi gerekmektedir. Durum böyle olunca, milletimizin dini bilgi içerikli medya ürünlerini, bilinçli tüketmesi gerekmektedir. Bir insan, sağlığı söz konusu olduğunda rastgele bir doktora gitmek yerine işin uzmanını nasıl sorup soruşturuyorsa; uhrevî sorumluluğunu düşünerek, dinî bilgiyi aldığı yeri de sorup soruşturmalıdır. Bilgisine ve dindarlığına güvendiği kişilere danışarak hareket etmelidir.
 
"Televizyonda teolojik tartışmalar fayda değil, zarar getirir"
 
İslamvemedya.com: Bazen, ilahiyat fakültelerinde tartışılan, kimi zaman teolojik veya felsefi meselelerin ekranlarda tartışıldığına da şahit oluyoruz…
 
Ahmet Özdemir: İlahiyat Fakültelerinde tartışılan meselelerin medya aracılığı ile doğrudan halka yansıtılması problemlere yol açabilmektedir. Senin ne söylediğinden daha önemli olan karşındakinin senin sözünden ne anladığıdır. İnsanlarla bilgileri ölçüsünden konuşmak gerekir. Medyada dinî bir yorumda bulunurken, bu yayınların toplumun her kesimi tarafından takip edildiği unutulmadan hareket edilmelidir. Dinleyenlerin kafasını karıştıran, nasıl hareket edeceğini bilemeyecek hale getiren görüşleri ekrana taşımak fayda değil zarar getirecektir. Teolojik tartışmalar kendi zemininde sürdürülmelidir.
 
"Sosyal medyanın en olumsuz yanı zaman israfına yol açmasıdır"
 
İslamvemedya.com: Son olarak, sosyal medyaya bakışınızı öğrenmek isteriz. Çoğunlukla olumsuz bir yaklaşım söz konusu. Siz neler söylemek istersiniz?
 
Ahmet Özdemir: Özellikle sosyal medyanın en önemli olumsuz yanı bize göre zaman israfına yol açmasıdır. Hz. Peygamber’in, insanlar sağlığın ve vaktin kıymetini kaybetmedikçe anlamaz uyarısını burada hatırlamamız gerekiyor. Hayat nimetinin nerede ve nasıl geçirildiği hususunda insanlar sorgulanacaktır. Sorumlulukların ihmaline ve sağlığın bozulmasına yol açacak şekilde sosyal medya ile meşgul olmak hatalı bir davranış olacaktır. 
 

SFbBox by website