Mustafa Çuhadar
 
Her iletişim aygıtı, belirli bir düşünme biçimini dayatarak, toplumda yeni düşünce, tutum veya davranışlar ortaya çıkarır. Her iletişim biçimi, mesajıyla birlikte kendi değerlerini de topluma benimsetir. Sözgelimi, söze dayalı kültürde hakîm unsur “söz”dür ve kişiler arası iletişim, bu kültürün iç dinamiklerini belirler. Yazıya dayalı kültürde etkili unsur, metin olmuştur ve toplumdaki temel dinamikler farklılaşmıştır. Görsele dayalı kültürdeyse düşünce, fikir, algı, tutum veya davranışta hâkim unsur “göz” ve “görsel” arasındaki ilişkidir. Akdoğan’ın ifade ettiği gibi, yazılı iletişim araçlarının sunum biçimleri, daha önceki dönemlere göre, nasıl bir algılama ve düşünme biçimi meydana getirerek hayatı bütün yönleriyle etkileyen bir kültürü oluşturduysa, görsel iletişim araçları da yaşadığımız dönemde bireyden topluma kadar köklü bir değişim, dönüşüme zemin hazırlamaktadır (Akdoğan, 1995: 7). 
 
Televizyon ile başlayan bu görsel kültür serüveni, internet ve internetle bağlantılı teknolojilerle birlikte farklı bir evreye dönüşmüş durumdadır. İnternet, sosyal medya ve/veya mobil aygıtların sarmalında yaşayan insanlar (yani bizler), tabir-i caizse hayatımızı makinenin hakimiyetindeki bireyler olarak sürdürüyoruz. Bundan kaçınmaya çalıştığımız da pek söylenemez. Makinelerin rızaya dayalı bu kullanımı, birtakım sonuçlar doğuruyor. Yazımızda bu sonuçlardan birini ön plana çıkarmak istiyoruz. 
 
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü siyonist İsrail’in başkenti ilan etmesi yönündeki gayr-ı meşru kararı, hem Müslüman dünyada hem de Amerika dışındaki Batılı ülkelerde siyonistler lehine bir karşılık bulmadı, bulamadı. Amerika ve siyonist İsrail işbirliğinin zehirli bir ürünü olarak doğan mezkur karar, İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere Müslümanların yönettiği uluslararası kurum ve kuruluşlar, dünyada Müslümanların çoğunlukta bulunduğu ülkeler, kısaca İslam dünyası tarafından şiddetle reddedildi ve bu karara yönelik uluslararası girişimler başlatıldı. Karara karşı duruşun bir simgesi olarak ülkemiz başta olmak üzere, İslam dünyasının pek çok noktasında geniş kapsamlı eylemler düzenlendi. Kudüs direnişini otuz yıldır canla başla omuzlarında taşıyan, mallarını ve evlatlarını Kudüs uğruna feda eden İslami Direniş Hareketi (HAMAS), yeni bir intifada hareketi başlattığını duyurdu… Özetle, gayr-ı meşru karar sonrasında, bütün bunların ve buna benzer girişimlerin, Müslümanların hayatında mutlaka bir karşılığı oldu. Kudüs bilinci tazelendi.  
 
Dijital fanusta Kudüs davası
 
Gerçek hayatı derinden etkileyen bu gelişmeler, insanların sanal kimliklerini, sanal hayatlarını da dönüşüme uğrattı. Duruş ve tavrını Kudüs lehine net bir biçimde ortaya koymak isteyen bireyler fikir, düşünce ve davalarını sanal ağlara yansıttı. Aynı şekilde dünyanın her yerinde hükümetler, liderler, siyasi kurum ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, üniversiteler Kudüs’e ilişkin seslerini daha geniş kitlelere duyurmak amacıyla sosyal medyaya yöneldi. Facebook, Twitter, Instagram, Youtube vb. sosyal medya mecralarında “Kudüs” etiketleri (hashtag) açıldı. HAMAS, direniş çağırısını sosyal medya üzerinden dünya gündemine taşımaya gayret gösterdi… Bütün bu hashtagler, çalışmalar sayesinde Kudüs davası, sosyal medya platformlarında yerini buldu.
 
Bütün bunlar, konunun bir kısmı. Bu yazının başlığını oluşturan asıl konu ise, Kudüs’ün sadece bir hashtag meselesi olmaması gerektiğidir.  
 
1948’den günümüze kadar, işgalci İsrail’in Filistin’i Yahudileştirme politikalarına her türlü desteği veren Amerika, bugün tarihi, hukuki, siyasi, ekonomik, dini, kültürel, sosyolojik bütün etmenleri geri plana iterek, Kudüs kararını vermiş durumdadır. Aslında bu, yeni bir karar da değildir. Ahmet Varol, Siyonist işgalci rejimin bugün dünyadaki en büyük hamisi olan Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etme ve Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararını 1995 yılında verdiğini belirtmektedir. O günden beri de, Amerika’nın İslam dünyası üzerine politikasını bu yönde belirlediğini söylemek yanlış olmayacaktır. 
 
Buna rağmen, sosyal medyayı hayatın bir parçası haline dönüştüren, her ânını sosyal ağlarda geçiren bireylerin gündeminde Kudüs ancak ne yazık ki, şimdi gündeme gelebilmiştir. Yani, gündemimizi belirleyen sosyal medyada Kudüs meselesi yeterince dikkate değer görülmemiştir (Aşağıdaki veriler bunun göstergesidir).
 
 
 
Grafikte görüldüğü gibi (70 yıllık işgale rağmen) Ocak 2017 ile Aralık 2017 tarihleri arasında Kudüs etiketi (#kudüs) hiç kullanılmazken, Amerika’nın kararı sonrasında Kudüs gündemimize ancak gelmiştir. Aynı şekilde sosyal medyada bir anda parlayan Kudüs’ün, sosyal medyadaki gündemlere bağlı olarak insanların gündeminden yine bir anda çıkmasıdır. Yani, karar sonrasında dijital bir fanusta Kudüs muhafızları (!) ortaya çıkmış, Kudüs korunmuş (!) ve daha sonra gündem değiştiğinde de Kudüs dijital fanusun dışına çıkarılmıştır. Bu konunun bir veçhesi.
 
İkinci veçhesi, sosyal medyanın, tabir-i caizse bir günah çıkarma platformuna dönüştürülmesidir. İnsanlar #kudüs yazarak, herhangi bir cümle, ifade, görsel paylaşarak, Kudüs ile ilgili sorumluluğunu tamamıyla yerine getirdiği düşüncesine kapılıyor. Filistin, Kudüs orada hâla işgal altında, kurtuluş bekliyor, ancak insanlar bir hashtag kullaranak, büyük bir sorumluluğu yerine getirdiklerini zannediyor. Milyonlarca insan #kudüs paylaşımı yapıyor; özlü sözler paylaşıyor; Filistin bayrağını sanal kimliğinin bir parçası, Mescid-i Aksa ve Kubbet’üs-Sahra fotoğraflarını “profil fotoğrafı” haline getiriyor ve Kudüs meselesini çözmüş oluyor (!)
 
Müslüman kliktivistler
 
Kudüs hashtagini kullanarak, yüzlerce tweet paylaşan bir gencimiz, gerçek hayatında Kudüs için, Haremimiz, Mescid-i Aksa’mız için herhangi bir girişimde bulunmuyorsa bir şuur sorunu var demektir. Çünkü, Akdoğan’ın belirttiği gibi belli bir bilinç düzeyine ulaşamamış bireyler, medyaya bağımlı hale geldiğinde, bu bağımlılık sorunları aşmanın kolay bir yöntemi olarak görülebiliyor (Akdoğan, 1995: 19). Müslümanların bu kolaycı yaklaşımdan uzak durmaları, yani Kudüs meselesini, sadece bir hashtag’e indirgememesi gerekiyor. 
 
Bilindiği gibi “kliktivizm”, oturduğu yerden dijital eylemleri destekleme anlamına geliyor. Son dönemde yaşadığımız Kudüs örneği, Müslüman kliktivistlerin de varlığını ortaya koyuyor. Kudüs hakkında milyonlarca tweet, paylaşım, beğeni, alıntı yapılmasına karşın, Kudüs mitinglerine katılım sayısı dikkate alınırsa ne demek istediğimiz daha rahat anlaşılacaktır. 
 
Kudüs’ü davasını bir imaj, bir reklam, bir gösteriş aracına dönüştürmek isteyenlerin yaptığı seviyesiz uygulamalarsa bu yazının temel düşüncesini oluşturan son veçhesidir. Bu süreç içerisinde gördük ki, #kudüs etiketine sahte hesaplarla ‘destek’ olundu. Kendilerini, Kudüs muhafızı gibi gösteren bireyler veya kuruluşlar, otomatik mesaj atan teknolojilerden faydalanarak, bir imaj çalışması gerçekleştirdi. Kudüs, maalesef böyle savunuldu (!) Bu son veçhe, sosyal ağlardaki Kudüs ile ilgili bilinç düzeyini de ortaya koymaktadır. Kudüs davası, sahte hesaplarla gündeme getirilemeyecek kadar kıymetlidir.  
 
Kudüs elbette İslam’ındır
 
Türkiye Diyanet Vakfı tarafından hazırlanan İslam Ansiklopedisinde, Kudüs’ün İslam tarihindeki yeri üzerine şu bilgiler verilmektedir:
 
Kudüs ismi Kur'an'da doğrudan geçmemekle birlikte bu şehirden el-Mescidü'l-Aksa'nın mübarek kılınan çevresi şeklinde bahsedilmiş (İsra Sûresi 17/1 ), ayrıca bulunduğu bölge "mukaddes toprak" (Mâide Sûresi 5/2 1 ), "iyi, güzel bir yer" (Yunus Sûresi 10/ 93) olarak nitelendirilmiştir. Hadislerde ise Mescid-i Aksa'nın, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî ile beraber ziyaret amacıyla seyahat edilebilecek üç mescitten biri olduğu kaydedilmiş, ayrıca yeryüzünde Mescid-i Haram’dan sonra inşa edilen ikinci mescit olduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan bazı rivayetlerde Hz. Peygamber'in Beyülmakdis'te namaz kılmayı tavsiye ettiği de aktarılmaktadır. Hicretten önce iki veya üç yıl süreyle Hz. Peygamber'in Kabe'yi de önüne almak suretiyle Kudüs'e yönelerek namaz kıldığı ve -farklı rivayetler bulunmakla birlikte- Medine döneminde on altı veya on yedi ay bu uygulamanın devam ettiği daha sonra kıblenin Kabe'ye çevrildiği kabul edilmektedir. Resul-i Ekrem'in sağlığında belli bir dönem için Kudüs'ün kıble olarak tercih edilmesi, Müslümanların bu şehri dini bir merkez olarak görmelerinin sebeplerinden birini teşkil etmiştir. Ayrıca Hz. Peygamber'in, Mescid-i Haram'dan çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksa'ya gece götürülmesi şeklinde gerçekleştirilen İsra ve ardından mi'rac mucizelerinde Mescid-i Aksa'ya gitmiş olması Müslümanlar için bu şehrin önemini arttırmıştır. Bunların dışında Kudüs’ün Hz. İbrahim'den itibaren pek çok peygamberin yaşadığı, mukaddes olarak da tanımlanan bir bölgede bulunması, Hz. Süleyman'ın inşa ettiği Beytülmakdis'i barındırması, İsrailoğullarının ve onlara gönderilen peygamberlerin mücadelelerine mekan olması açısından semavî dinler geleneğinde önemli bir yere sahip olmuştur
 
Yani, özetle vurgulanmak gerekirse Kudüs sadece bir hashtag meselesi değildir, olamaz.
 
Kaynakça
 
Akdoğan, Y (1995). Görsel İktidar. İstanbul: İnsan Yayınları
 
Varol, A (2017). Kudüs Davamız. İstanbul: Nida Yayınları

 

SFbBox by website