Ramazan’da bir lokantanın camında “Oruç tut, sıhhat bul” şeklinde bir ilan gördünüz mü? Ben görmedim. “Din, ticarete alet edilemez” bahsinden hareketle böyle bir reklamı uygun bulmayanlar olabileceği gibi, yorumunu “günlük kazancını temin etme gereksiniminin doğal sonucu” etrafında görenler de olabilir. Herhangi bir lokantanın camında “Oruç tut, sıhhat bul” şeklinde bir orucu teşvik eden bir ilan görmedim; ancak Ramazan’ı bir reklam unsuru haline getirerek, tüketimi teşvik eden, kışkırtan pek çok ilan ve reklam gördüm. Burada “medya Ramazanı” ndaki bazı reklam ve içeriklere dikkatinizi çekmek istiyorum.

Devamını oku: "Şehr-i Reklam":

 

Üstad Necip Fazıl, 26 Mayıs 1904 yılında İstanbul’da doğar ve 25 Mayıs 1983 Perşembe günü vefaat eder. Bugün vefatının 31. yıldönümün

79 yıllık ömrüne nice eserler sığdırır şair, yazar, gazeteci Necip Fazıl. 1923-1983 yılları arasında 14 dergide; 1928- 1983 yılları arasında 16 gazetede yazıları yayınlanır. 10 şiir, 19 tiyatro, 6 hikaye ve roman, 7 senaryo, 7 otobiyografi, 12 tarihi, tahlilî ve biyografik, 12 dini, 5’i sadeleştirme 9 tasavvuf,  25 fikir, 12 konferans ve hitabelerinden oluşan, 3 mahkeme müdafalarını içeren ve farklı tarzda 1 eser olmak üzere 117 kitabıyla Türkiye’nin önemli eserlerine imza atar.  Necip Fazıl hakkında yazılmış 51 kitap ve  bitirme, yüksek lisans ve doktora tezleri olmak üzere 77 akademik çalışma bulunmaktadır.

Devamını oku: Büyük Doğu’nun Ruhu

Medyayı takip eden bireylerin bir kısmı, medyada sunulan içerikler hakkında yeterince bilgi sahibidirler. Bu bilgilerini medya aracılığıyla pekiştirir; gerektiği durumlarda, bu bilgilerini kullanmaktan geri durmazlar. İkinci grup, medya içeriklerine tamamen güvenip enformasyonu içselleştirmek yerine, “Medyada şöyle şöyle içerikler var; ancak ben bunun güvenilir, sınanmış bir bilgi olduğu kanaatinde değilim. Bunu araştırmak gerekiyor” diyenlerdir. Üçüncü grubunsa, bilgileri medyanın sunduklarıyla sınırlıdır. Bu gruplar için, medyanın aktardığı enformasyon, herhangi bir süzgece tabi olmaksızın, bireylerin düşünce dünyasında ve ardından günlük hayatta yerini bulur. Bu, medyanın sunduğu içeriği doğru-yanlış, tam-eksik, hatalı-hatasız ayrımına tabi tutmadan, savunma şeklinde ortaya çıkar. 
Devamını oku: Medyayı “doğru” okumak

Medya iletilerini akıl ve vicdan terazisinden geçirmeden kabullendiğimizde, kitlesel hoşgörüsüzlüğe de vesile oluyoruz.  28 Şubat dönemi bunun net görüldüğü zaman dilimlerinden biri. Zihnini biraz zorlayanlar, sarıklı cübbeli kişilerin ahlaksızlıkla medya gündemine taşındığını, “Kapıların ardında ne işler çeviriyor bu Müslümanlar” tarzı sözlerle Müslüman kimliği üzerine bir algı oluşturulmak istendiğini; tesettürün Müslüman kadın için bir değeri olmadığının sıklıkla vurgulanarak “Olmasa da olur” kabulünün sıklıkla yinelendiğini hatırlayacaklardır. Medyanın Müslüman algısı oluşturmak istediği bir dönemdi aslında 28 Şubat. 

Devamını oku: Medya darbesi

2014 Olimpiyatları,  tartışmaların gölgesinde başladı.  Tartışmaların odağında ise “sürgün ve katliam merkezi” Soçi’nin, bu bağından koparılarak yalnızca “olimpiyat merkezi” olarak tanımlanmasında yatıyor.  

Çarlık Rusya’sı 1763’ten itibaren Kafkasya’yı işgale başladı. Bölgede bulunan Çerkesler, ülkelerini 101 yıl boyunca Rus kuvvetlerine direnerek savundular.  Rus kuvvetlerinin sayısal üstünlüğü, direnişçilerin “Saşe” bölgesine çekilmelerine neden oldu.  Çarpışmaların, savaşın en acımasızı 1864 yılında meydana geldi. Direnişi sürdüren Çerkesler daha fazla dayanamayarak savaşı kaybetti. 21 Mayıs 1864 günü, Çarlık Rusyası’nca zafer töreni düzenlenirken, aynı gün “Çerkes Sürgün ve Soykırım” günü olarak tarihe not düşüldü. Çerkeslerin çekildikleri Saşe’nin adı “Soçi” olarak değiştirildi ve bu ad sürgünün merkezi olarak seçildi. Soçi, direnişin son; sürgün ve ölümün başlangıç noktası haline geldi ve Çerkeslerin yüreklerinde silinmez bir iz olarak kaldı.

Devamını oku: Katliamdan olimpiyata: Soçi

Orta Afrika Cumhuriyetinde (OAC) İslamiyet 19. yüzyıldan itibaren küçük, Müslüman emirliklerin kurulmasından bu yana varlığını sürdürmektedir.[1] Farklı etnik kültürlerin bir arada yaşadığı OAC’de nüfusun %50’si Hristiyan (Katolik ve Protestan), %30’u Animist, %20 ’si ise Müslüman’dır. Ülke genelindeki bu ortalama dağılım, şehirlere ve eyaletlere göre farklılıklar arz etmektedir.[2] Azınlığı teşkil eden müslümanlar günümüzde siyaset ve askerlik mesleğinden büyük ölçüde uzak tutulmaktadır. Birkaç önemsiz bakanlık hariç yönetim hırıstiyanların elindedir. Bununla birlikte müslümanlar özellikle elmas ve altın ticaretinde olmak üzere ticarî hayat, tarım ve hayvancılık alanında önemli bir yere sahiptir.[3]  Fransız medyasının Hıristiyanların Orta Afrika’nın “hakim” ve Müslümanlarıysa “ikincil, atıl ve hükmolunan” konumda gösteren söyleminin aksine, OAC’de Müslümanlar uzun zamandan beri varlıklarını korumaktadırlar. Bu hakim-hükmolunan ayrımı bir yana bırakılacak olursa, Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında zaman zaman barış ve sükunet hakimken, özellikle son dönemlerde tırmanışa geçen gerilimli zamanlar yaşandığı da görülmektedir.

Devamını oku: Orta Afrika’da iki ortak

SFbBox by website