Avusturya’nın, 103 yıllık geçmişi, örnek ve güzel bir tecrübeyi bir kalemde silip atarak Müslümanların haklarında kısıtlamalar öngören bir yasal düzenlemeyi kabul etmesi, her daim “bir olumsuzluk olsa da Müslümanların haklarını ellerinden alsak” modundaki Avrupa ülkelerinde de geniş yankı buldu. Avusturya bu yasayla yalnızca Müslümanların haklarını ellerinden almakla kalmadı, yüzyılı aşkın bir süredir Avrupa’daki tüm Müslümanların parmakla gösterip övgüyle söz ettiği olumlu bir örneği/imkanı da Avrupa’nın/Batının elinden aldı, onlara “Avusturya bile yasal düzenleme yaptı” mealinde bu kez tersinden örnek oldu. Onlar da zaten bu fırsatı kaçırmadı, dört bir yandan, birbiri ardına “Bizde de böyle bir yasal düzenleme yapılmalı” sesleri yükselmeye başladı. Bilumum aşırı sağcılar ve İslam düşmanları da boş durmadı, durumdan vazife çıkararak harekete geçti, daha önce gizli saklı yazanlar ağzındaki baklayı çıkardı, daha açık yazma cesareti buldu. 

Devamını oku: Avrupa'da İslamofobinin taşıyıcı kolonu

Dünyanın hemen her yerinde medyanın en önemli söylem ve iddiası tarafsızlıktır. Oysa bu ham hayalden ibaret bir iddiadır. Herkes bilir ki gerçekte öyle bir şey yoktur. Ben şahsen öyle bir medya organı görmedim, gören varsa beri gelsin! Bu sebeple bugün yeryüzünün hiçbir noktasında tarafsız denebilecek bir medya organı olduğuna inanmıyorum. Böyle bir medya organı, geçmişte olmamış, gelecekte de olmayacaktır. Verdiği haberlerde yoruma yer vermeyen ve tarafsız olduğu düşünülen bir medya organı bile seçtiği haberler, kullandığı başlık, ifade ve ibareler, haberlerin veriliş sırası, sunuş biçimi ve haberlerde kullanılan dil ve üslup gibi daha birçok açıdan takipçilerine gizli açık yüzlerce mesaj vermektedir. Onun için Marshall McLuhan, “Araç, mesajdır” demiş. 

Devamını oku: Medyanın tarafsızlık efsanesi...

 
“Televizyon evimizin başköşesinde” demek, bize bir gerçekliği ifade ediyor. Yani televizyon sadece mekânsal olarak evimizin başköşesinde değil. Televizyon bizim hayatımızın başköşesinde. Televizyon hayatımızın neresini ne kadar işgal ediyor? Ya da televizyon bizi ne kadar esir alıyor? Ya da televizyon bizi ne kadar etkisiz hale getiriyor?  Bu sorular çoğaltılabilir ve her soruya farklı farklı cevaplar verebilir. 
 
Bence televizyon hayatı öldürüyor. Yaşamı kelimelere boğuyor, bu kelimeler o kadar özentisiz kullanılıyor ki dilin tadı kayboluyor. Televizyonla hayatımıza giren o kadar yabancı şey var ki bunların farkında bile olamıyoruz, bunlar adeta yaşamın doğalığını bozuyor. Hayatımız ve hayatımızda ki her şeyi (komşularımız, sokaktaki insanlar, yolculukları…) filmlerden, dizilerden,  çizgi filmlerden fırlamış karakterler gibi algılatıyor. Yalnızlaştıran televizyon evdeki gelenekleri yok etmekle kalmayıp sokağın kültürünü de bozuyor.
Devamını oku: Televizyon renkli değil sadece “siyah”

Ortadoğu’da esen rüzgârlar batılı ülkelerde fırtınaya dönüşüyor. Özellikle Avrupa’da adeta yeni bir 11 Eylül dalgası yaşanıyor. Avrupa’da öteden beri alışık olduğumuz cami saldırıları ve Müslümanlara yönelik ayrımcılık her geçen gün daha da artıyor. Almanya’da bugünlerde PEGİDA kısa adıyla Avrupa'nın İslamlaşmasına karşı örgütlen (diğinisöyley)en bir örgütün eylemleri konuşuluyor. 1912 yılında kabul ettiği yasayla Avrupa’da İslam’ı resmi olarak tanıyan ilk ülke olan Avusturya’da ise meclise sevk edilen yeni İslam Yasa Tasarısı konuşuluyor. Müslümanların hiç görüşlerinin alınmadığı tasarıda Avrupa genelindeki diğer düzenleme girişimlerinde de olduğu gibi güvenlik endişesi ön plana çıkıyor. Tasarıyla Müslümanlara yeni haklar verme görüntüsü altında var olan hakları ellerinden alınmaya çalışılıyor. Eğer tasarı yasalaşırsa 300’den az üyeye sahip olan camiler kapatılacak ve camilerin imar ve inşası için yurtdışından para transferi de yasaklanacak.

Devamını oku: İslamofobi tavan yaptı

SFbBox by website