Türkiye’de henüz özel televizyon kanallarının yeni yeni gelişmeye başladığı dönemde bir ilk adımdır, “İslam ve Radyo Televizyon” kitabı. Kitap, çıktığı dönemde (1994)  dini temalı, söylemlerinde dinselliğin hissedildiği televizyon kanallarının ortaya çıkması, dini temalı radyoların Müslümanların hayatında önemli bir yer tutması dikkate alındığında, dönemine ait önemli bir eser olarak karşımızda durmaktadır. 

Bununla birlikte kitabı değerli kılan ve dikkat çeken diğer unsur ise eserin, günümüzde kamusal dini temalı televizyonculuğun temsilcisi Diyanet İşleri Başkanlığı ile ortak çalışmaları bulunan, dini yayıncılık bakımından  pek çok eseri bulunan Türkiye Diyanet Vakfınca “yararlı” görülerek çıkarılmış olmasıdır.
 
Yazar, kitap boyunca ideal bir form olarak aktardığı “İslam Radyo-Televizyonu” (İRT) kavramından söz eder. Yazar, radyo ve televizyon aracılığıyla İslamî tebliğin er veya geç Müslümanların gündemine gireceğinden bahisle kitabın yazılış amacını da, “muhtemel bir teşebbüs için hazırlıklı bulunmak” olarak aktarıyor. Bu yönüyle yazar, kuramsal ve pratik boyutlarıyla bugün sıklıkla “İslamî Televizyon” olarak betimlenen dini temalı televizyonculuk anlayışını 21 yıl önce kaleme aldığı eseriyle ortaya koymuş oluyor.
 
Yazar, İslam Radyo-Televizyonu projesini bir ideal olarak, İslam Bilgi ve Haberleşme Ağı kapsamında değerlendirerek, kavram hakkında “Kadın erkek bütün inananlar, içlerinden çıkacakları bilgi erleri ile ‘İslam’ın Bilgi ve Haberleşme Ağı’nı kuracak, bu sistemi toplumun hizmetine sunacaklardır. Günümüzde, İslamî Bilgi ve Haberleşme Ağı’nın radyo ve televizyon olmaksızın kurulup işleyeceğini düşünmek; uçağı, sürat trenini, transatlantiği, uzay aracını reddedip “hızlı ulaşım” iddiasında bulunmaktır.” ifadelerini kullanıyor. Yazarın İslam ile ilişkisi bulunmadığını söylediği televizyonlardan söz ederek İslam Radyo-Televizyonu projesini “Fışkırmakta olan ‘Deccal Fitnesi’nden korunmak için artık harekete geçelim. Dinimizin, ‘düşmana kendi silahı ile mukâbele’ düsturunu aklımızdan hiç çıkarmayalım.’ görüşleriyle temellendirmeyi tercih ediyor ve İslam Radyo-Televizyonu kurulursa 10 başlıkla özetlediği müjdelerin Müslümanları beklediğini ifade ediyor:
 
1. İslam toplumu kendi bilgi dünyasına ulaşacak çok etkili bir vasıtayı elde edecektir.
 
2. Kendisini horlayanları, hakaret edenleri ve imanını küfürle değiştirmek isteyenleri dinlemek ve seyretmekten kurtulacak, onlara karşı kendini savunabilecektir.
 
3. İslamî bilgi üretimi yeniden başlayacak, her gün 12 saatlik bir TV yayınını gerçekleştirmek üzere bir araya gelecek bilgi ve takva sahipleri, hayat dışına itilmiş İslam Toplumu’nu yeniden hayatın meseleleri ile buluşturacaklardır.
 
4. İslamî eğitim güçlenecektir.
 
5. İslam düşmanlarının birbirine düşürmeye çalıştığı Müslümanlar, İRT (İslam Radyo-Televizyonu) yayınları vasıtasıyla güç birliğine geçecektir.
 
6. İslam alemi ile “elektromanyetik-medya” alanındaki münasebetler olağanüstü gelişecek, İRT İslam dünyası için bir model oluşturacaktır.
 
7. Türkiye’de İRT vasıtasıyla üretilen İslamî enformasyon bütün dünyaya sunulabilecektir.
 
8. Müslümanların karşılaştığı mutlu ve acı her türlü hadiseye İslamî duyarlılıkla koşan, onu âlem-i İslam’a ulaştıran ve yorumlayan bir merkez ortaya çıkacaktır. 
 
9. İRT, felaket yaşayan İslam toplulukları için acil yardım çağrıları yapan ve yardım kampanyalarını destekleyen kamusal bir vicdan olacaktır.
 
10. Tebliğ’in bütün boyutlarının sunulabileceği, emr-i bi’l-maruf (iyiliği emretmek) ve nehy-i ani’l-münker’in en güzel biçimde yapılacağı bir rahmet odağı olacaktır. 
 
Görüldüğü gibi yazar, İslam Radyo-Televizyonu projesine oldukça büyük misyonlar yüklemekte, yapıyı, İslam toplumlarının geleceğini belirleyecek “bir rahmet odağı” olarak tanımlamaktadır. 
 
Kitap 5 bölüm ve “Dini Altyapı İstatistikleri Taslağı” ile “İslam Radyo-Televizyonu için Bir Yayın Prototipinden” başlığı taşıyan iki ekten oluşmaktadır. 
 
Birinci bölümde yazar Al-i İmran Suresi’nde yer alan “Sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır ki onlar herkesi hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vaz geçirmeye çalışsınlar. İşte onlar muradına erenlerin ta kendileridir” mealindeki ayetle (104) başlamaktadır ve yazar, kitle iletişimi, sanayi toplumu, uzay çağı ile beyan ve tebliğ kavramlarına açıklık getirerek İslamî haberleşme ve etkileşim ağının, mevcut medya sistemi içerisindeki yerini anlatmaktadır. Bunu yaparken İslamî yayınların Türkiye’deki tarihsel arka planına da dikkat çekmektedir. 
 
Yazar bu bölümde radyodan ilk dini yayının 18 Ağustos 1950 yılında başladığını, 1953 yılında “Dini ve Ahlaki Musahabeler” adıyla akşam kuşağında ikinci bir dini muhtevalı yayına adım atıldığını, 1957 yılında radyolarda kandil gecelerine özgü mevlit programlarının görülmeye başlandığını anlatmaktadır. 70’li yıllara kadar dini temalı radyo programları hakkında kısa, tarihi bilgiler veren yazar, dini programların diğer programlara göre daha kısa süreli oluşunu da eleştirmektir. 
 
1975 yılında “İftara Doğru” programıyla TRT’de ilk dini temalı televizyon programının yayınlandığından söz eden yazar, daha sonra 1994 yılında TRT’nin yıllık toplam program süresiyle dini temalı televizyon programlarının yıllık süresini karşılaştırarak, dinin çok az temsil edilişini eleştirmektedir. Bu eleştirinin ardından da TRT tarafından yapılan dini programların, İslamî tebliğ esasları açısından bir tahliline yer vermektedir. Bu eleştirilerden en dikkat çekeni “TRT Yayın Esasları incelenecek olursa, bu kurumda yapılacak dini yayınların İslamî tebliğ esaslarına uygunluğuna dair tek bir kural yer almadığı” şeklindeki tespitidir. Buradan sonra ise İslamî tebliğin esaslarını ayet ve hadislerle açıklayarak TRT yayınlarının bunlarla ilişkisini ortaya koymaktadır. 
 
Yazarın bu bölümde yer verdiği önemli tarihi ve sayısal bilgiler arasında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından üretilen görüntülüve sesli yayınların 1993 yılına kadarki dökümü yer almaktadır. Yazarın verdiği bilgilerin ardından “Görüldüğü gibi Diyanet İşleri Başkanlığı sesli ve görüntülü yayınlara yöneldiği ilk günden günümüze, tamamı kendi imkanları ile olmak üzere 25 saat 44 dakika görüntülü, 4 saat de sesli yayın gerçekleştirmiştir” notunu düşmekte, bu programların “Kur’an Tilaveti”, “Din Kültürü”, “Din Eğitimi” türünde olduğunu bildirmektedir. Yazar yine Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yapılan-yaptırılan eserleri de detaylarıyla açıklamaktadır. Yazar yine bu bölümde, Türkiye Diyanet Vakfının sesli ve görüntülü yayınlarına ilişkin rakamları; döneminde yapılan izleyici araştırmalarını, Müslümanların ibadetlere ne kadar, televizyon programlarını izlemeye ne kadar vakit ayırdıklarını, Müslüman kitlelerin televizyon tutkusu ve bununla birlikte televizyonun dışa bağımlılığını, ancak buna rağmen Müslümanların İslamî haberleşme konusunda baş döndürücü bir boşlukta bulunduklarını aktarmaktadır.
 
Yazar,“Radyo-Televizyon’la İletişim Sahnesinde Müslümanlar Niçin Yok?” sorusuna davet, tebliğ, iyiliği emretmek, kötülükten men etmek ve cihat kavramları açısından cevap verilmesi gerektiğini anlatır, bu kavramlar etrafında sorusuna yanıt arar. 
 
İkinci Bölümde yazar, adeta Türkiye’de dini yaşantının fotoğrafını çekecek araştırmalar yapılması gerektiğine vurgu yapar. Böylelikle radyo ve televizyondan yapılacak tebliğ ve irşat için zeminin hazır olacağını anlatır. 
 
Eserin Üçüncü Bölümünde ise“Radyo-Televizyon ile İslamî Tebliğ’in Esasları”nı ele alınmaktadır. Bu bölümde yazar ayet, hadis ve Hz. Peygamber döneminden örnekler aktararak, radyo ve televizyon bağlamında bir İslamî tebliğin nasıl olması gerektiğini ayrıntılı olarak aktarmaktadır. Diğer taraftan eğer İslamî bir radyo-televizyon ağı kurulmazsa, bunun yerini dolduracak organizasyonların sadece, isyanı, küfrü ve şirki aktaracaklarını da vurgulamaktadır. Yazar bütün bunları söylerken, cami cemaati sayısı üzerinden geliştirdiği bir formülle İslamî bir radyo-televizyon ağının izler kitlesinin hazır bulunduğuna da temas etmektedir. Yazar daha sonra bölüm sonuna kadar, İslamî radyo ve televizyonda Kur’an-ı Kerim programları başta olmak üzere, Hz. Peygamberin hayatını, İslam’ı ve diğer dinleri anlatan programların, İslam coğrafyası hakkında programların, müzik programlarının, dramanın, spor ve magazin programlarının nasıl olması gerektiği üzerinde durmaktadır. 
 
Yazar dördüncü, beşinci (sonuç) bölümde ve eklerinde ise, buraya kadar anlattıklarının pratiğini yazıya geçirmektedir.  İslam Radyo ve Televizyonunun bütçesini, teknik alt yapısını, hangi program türünün kaç dakika yayınlanması gerektiğini, yönetim organizasyonunu, idarî ve mali birimine varana dek detaylarıyla aktarılmıştır. 
 
Kitabın Künyesi
 
Kitabın Adı : İslam ve Radyo Televizyon
Yazarı : Mustafa Çetin Baydar
Yayınevi : Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları
Baskı Yılı : 1994
Sayfa Sayısı : 234
 
 

SFbBox by website