Zihin Kalıpları - 01 Aralık 2016

Herhangi bir meseleye dair zihnimizde düşünceler oluştuğunda, o mesele ile ilgili çeşitli düşünme kalıpları da eşzamanlı olarak zihnimize hücum ediveriyor. Hayatın içinde hemen her gün o kadar çok enformasyona tabi tutuluyoruz ki, zihnimizin içinde bir boşluk bulup sıfırdan bir meseleyi düşünebilmek neredeyse imkansız hale geldi artık. 

Düşünmeye lüzumu tartışılır bilgilerle ağzına kadar dolu bir zihinle başlıyor; doğal olarak her zihinsel macerayı daha önce varıla varıla klişe haline gelmiş sonuçlara vararak bitiriyoruz. Bütün bu çabamız daha önce alınmış mesafeleri yeniden almaktan öte bir manaya gelmiyor aslında ve faydası oldukça sınırlı... Toplumsal hayatta birçok meselenin neredeyse her an konuşuluyor olduğu halde, çok uzun zamandır herkese şamil, herkesin gönül rahatlığıyla katıldığı ve bir şekilde herkese katkı sağlayan ortak kanaatlere ulaşılamıyor.
 
Düşünme adına ortaya konan her çabanın toplumsal gerilimi arttırmak dışında bir sonuç doğurmuyor oluşu üstünde düşünmek gerek. Belki de bu devrin insanları olarak bizim düşünceden anladığımız 'şey'de bir sıkıntı var.
 
Günümüzde 'düşünce' başlıklı her çaba insanlığın tarihi seyri içinde biriktirdiği birikimi zemin alarak yola çıkıyor. Burada unuttuğumuz şey, bu birikimin içinde yine çok eski zamanlardan beri birbirinden ayrışmış farklı düşünme biçimlerinin ve hatta giderek yargıların ortaya çıkmış ve kök salmış olması... Bu ayrışmalar, bugüne düşünme biçimleri, ekolleri, okulları olarak gelmiş. Yani bizim düşünmeye başladığımız yer her neresi olursa olsun, zaten bazı düşüncelere taraf, bazılarına karşıt bir başlangıç noktası... Bu başlangıcın üzerine koyduğumuz her şey, başladığı yerin güzergahı üzerindeki bir varış noktasına ulaşabiliyor ancak. 
 
Öyleyse insanın bütün bu ayrışma noktalarının daha öncesindeki bir yerden, 'insan'ın henüz hiçbir ek almadığı bir yerden düşünmeye başlaması gerekiyor ki, baktığı yerden her şeyi beraberce görebileceği bir bakış açısı olabilsin.
 
Düşünmek dediğimiz şeyin insanın yalın haliyle gerçekleştirmesi gereken bir şey olduğu fikri günümüzde pek kabul görmüyor. Çünkü neredeyse hiç kimse 'kesin hüküm'lerin güvenli serinliğini bırakıp kendini maceraya atmak istemiyor. Herkes için düşünmenin hazır kurgusal tariflerini takip etmek en kolay yol... Zihinsel konforun değeri, zihinsel derinliğin ve zenginliğin değerini kat kat aşmış durumda. Dolayısıyla her geçen gün, mesele ne olursa olsun, birbiriyle tokuşa tokuşa daha da katılaşan ve duyarsızlaşan zihinlerin itiş kakışlarına sahne oluyor hayatımız. Buradan bir yere varılamıyor; bunu on yıllardır her gün bıkmadan usanmadan birbirimize ispat edip duruyoruz.
 
Peki ne yapalım, başka türlüsü mümkün mü?
 
İnsanın yalın haliyle düşünmeye başlamasının, bağlı olduğu değerlerden tümüyle soyunmasını gerektirdiği gibi bir yanlış kanaat var; belki önce bunun aşılması gerekiyor. İnsanın elbette inandığı değerler olacak, hatta olmalı. İnsanın olgunlaşması için bunların da esasen kendi içinde derinleşmesi ve zenginleşmesi gerekiyor. İşte başkalarını anlamaya, başka değerlerle karşılaşmaya da bunun için ihtiyacımız var. Klişeleri aşacağız, hazır düşünme kalıplarının sınırlarından kurtulacağız ve düşüncenin patikalarında düşe kalka bile olsa kendi adımlarımızla yürüyeceğiz. Başkalarının düşündüklerini elbette hesaba katacağız ama adımlarımızı onların ayak izlerine basarak atmayacağız. Kendi adımlarımızı arayıp, kendi izlerimizi bırakacağız. Her insanın nasıl kendine özgü bir hikayesi varsa, her zihnin de çok küçük farklarla da olsa kendi zihinsel güzergahı var mutlaka. Unutmayalım ki o küçük farklar her insanı biricik kılıyor ve hayata kendi rengini katıyor.
 
İnsanın kendini kendinde keşfiyle başlıyor her şey... Oradan yola çıkınca, alemdeki her şeyin zihni yormaya değer bir anlamı olduğu fikrine ulaşmak mümkün hale geliyor. Düşünceyi katılaşmadan koruyan ve insani sakin kılan sır da burada olsa gerek.
 
Her şeyde olduğu gibi düşüncede de her zihnin bir nasibi var, o nasip içinde zihin kapıları açık olanla olmayan elbette bir değil!
 

SFbBox by website